Biraz gece, biraz hüzün

   Gecelerin hüzünle çok yakın ilişkisi olduğunu düşünüyorum. Saat 12’yi geçmişse, işi gücü olan insanlar bir bir yataklarına girmişse, dışarıda trafiğin sesi azalmışsa, karşı pencerelerde sönmüşse ışıklar geriye hüzün kalıyor sanki. Gece mi getirir hüznü yoksa hüzün mü uykusuz bırakır gecelerde?

   Geceyse getiren nedir sebep? Tüm o makinelerden çıkan yapay gürültüler, kuş cıvıltılarının motor sesleriyle bastırılışı, nereye olduğunu bilmeden koşturup duran insanlar yok halbuki. Hepsi susmuşken, durmuşken huzuru bulamaz mı insan gecede? Bulamıyor işte. Gürültülerle bastırılmış o korkak yalnızlığı çıkıyor ortaya. Öyle bir çıkıyor ki eline geçen şiir kitabında bile altı çizilen dizeler “Düşmüştük, karanlık bir yalnızlığa / Ürperiyordu savrulan yelelerimiz / Ürperiyordu anılar sandığımız orman” diyor. Alelacele okuyamıyor insan gecenin sessizliğinde dizeleri. Her bir kelime daha bir başka geliyor gün ışığında göründüğünden.
   Yine de tüm suç gecenin değil sanki. Hüzün de pek bir sever geceyi, onsuz bu kadar anlamlı değildir. Gün içerisinde mırıldandığı şarkıları, gece gözlerini doldurmak için saklar kuytu köşelere. Gece geldi mi dolanmaya başlar anılarda.

Biraz buruk bir şarkı lazım sanki şimdi kelimeleri dizip bu sayfayı dolduracağıma.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir