Kimdir bu Chomsky?

Noam Chomsky (Fotoğraf kaynak)

Dil, dil bilim ya da benzeri konularla ilgiliyseniz ya da bu konularda okuma yaptıysanız  mutlaka bu ismi duymuşsunuzdur. Hatta  kendisini yandaki görselle daha iyi tanıyabilirsiniz. 2013’te “Ben de bir çapulcuyum” diyerek Gezi’de verdiği destekle ülkemizde ünü artmıştır.*

Peki kimdir bu Chomsky? Politik kimliğinden ziyade onu öne çıkaran dilsel çalışmaları nelerdir? Aşağıda Chomsky’nin Discover dergisi ile 2011 yılında yapmış olduğu röportaj bu soruları cevaplar nitelikte. Onu, kendisinden tanıyalım.

Radikal Dilbilimci Noam Chomsky

50 yıl önce bugün hala tükenmemiş bir devrim başlattı.

Uzmanlar, asırlarca her dilin eşsiz olduğu görüşünü benimsedi. Sonra bir gün, 1956   yılında, genç bir dilbilim profesörü MIT’te Bilgi Teorisi üzerine bir sempozyumda efsanevi bir sunum gerçekleştirdi. Bu profesör, her anlaşılabilir cümlenin sadece ait olduğu dilin kurallarına değil aynı zamanda tüm dilleri kapsayan evrensel bir gramere de uyduğunu iddia etti. Çocuklar, dili çevreden özümseyip taklit ederek öğrenmekten ziyade içsel bir dile hâkim olma kapasitesi ile doğarlar. Türümüze evrimin kendisi tarafından aşılanmış bir güç. Neredeyse bir gecede dilbilimcilerin düşünceleri değişmeye başladı.

   John Soars/Wikimedia Commons

Avram Noam Chomsky , 7 Aralık 1928’te Philadelphia’da; İbranice üzerine uzman bir bilim insanı olan William Chomsky ve kendisi gibi bilim insanı ve çocuk kitabı yazarı olan Elsie Simonofsky Chomsky’nin çocuğu olarak doğdu. Çocukken Noam, gelecekteki çalışmasına ortam hazırlayarak, babasının ortaçağ İbranice grameri üzerine el yazmalarını okurdu. 1955 yılına gelindiğinde ise çığır açan teorilerini şekillendirdiği MIT’te dilbilimi öğretiyordu. Bugün Chomsky hala kendimizi algılayış biçimimizi sorgulatmaya devam ediyor. Dilin, varlığımızın özü olduğunu söylüyor. “Her zaman içine gömülüyüz. Caddede aşağı doğru yürürken kendi kendine konuşmamaya çalışmak, oldukça zor bir eylem çünkü bu her zaman sürüp gidiyor.”

Chomsky aynı zamanda politikada da aktif olarak bilimsel geleneğe karşı koyuyor. Amerika’nın Vietnam’a müdahalesinde hayli açık sözlü bir eleştirmendi ve meşhur 1967’de Pentagon’daki protesto yürüyüşünü düzenlenmesine yardım etti. Yürüyüşün önde gelenleri tutuklandığında kendini Armies of the Night kitabında “münzevi bir ifadesi ve nazik ancak kesin ahlaki bir dürüstlüğü olan zayıf, keskin hatlı bir adam” olarak tanımlayan Norman Mailer ile bir hücreyi paylaşırken buldu.

Chomsky fikirlerini, iptal edilen pek çok röportajın ardından Connecticut yazarı Marion Long ile tartıştı. “Oldukça zor bir durumdu” diyor Long. “Chomsky’nin eşi ağır hastaydı ve Noam da onun bakıcısıydı. Onunla konuşmadan neredeyse 10 gün önce ölmüştü. Bu Chomsky’nin ilk röportajıydı ama bunu atlatmak istiyordu. Daha sonra Discover muhabiri Valerie Ross’un sorularını tarihsel önem taşıyan MIT ofisinden cevaplayarak daha da çok zaman ayırdı.”

İnsan dilini eşsiz bir özellik olarak tanımlıyorsun. Peki bizi diğerlerinden ayıran ne?

İnsanlar diğer varlıklardan farklıdır ve her insan bu açıdan benzerdir. Eğer bir çocuk Amazonlu avcı-toplayıcı bir kabileden Boston’a gelir ve Boston’da yetiştirilirse bu çocuk, dil kapasitesi konusunda benim burada büyümüş çocuklarımdan ayırt edilemez olur. İnsanın –ki hepimizin ortak olarak sahip olduğu- bu eşsiz varlığı, kültürümüzün ve yaratıcı entelektüel yaşamımızın büyük ölçüde özünde yer alır. Bu sayede planlar yapar, yaratıcı sanat ürünleri ortaya çıkarır ve karmaşık toplumlar geliştiririz.

Dilin gücü ne zaman ve nasıl ortaya çıktı?

Eğer arkeolojik kayıtlara bakarsanız, yaratıcı bir patlama dar bir pencerede baş göstermiştir ki bu da 150.000 ya da kabaca 75.000 yıl öncesi arasındadır. Aniden karmaşık eserler, sembolik temsiller, göksel olayların ölçümü, karmaşık sosyal yapılarda bir patlama vardır. Yaratıcı eylemlerde öyle bir ileriye atılmadır ki neredeyse her tarih öncesi uzmanı bunun ani bir dil ortaya çıkışı ile ilişkili olduğunu varsaymaktadır. Bu fiziksel değişimlerle de alakalı gibi durmuyor çünkü günümüz insanlarının söyleyişsel ve işitimsel (konuşma ve duyma) sistemleri 600.000 yıl öncekilerden çok da farklı değildir. Ani bir bilişsel değişim vardı. Kimse nedenini bilmiyor.

İnsan diline ilginizi ilk tetikleyen şey neydi?

Çok genç yaşta babamla modern İbrani edebiyatı ve başka metinler okurdum. Onun Philadelphia’da bir İbrani okulu olan Dropsie College’tan Ph.D. derecesini alışı 1940lara denk geliyor olmalı. Ortaçağ İbranice grameri üzerine çalışan bir Sami dilleri uzmanıydı. Babamın kitaplarını düzeltmelere yaparak mı okuyordum bilmiyorum ama okuyordum. Gramer hakkında bazı genel fikirlerimi bundan aldım. Ancak o zamanlar, gramer üzerine çalışmak; sesleri düzenlemek, zaman kiplerine bakmak, bunları listelemek ve bir arada nasıl durduklarına bakmak anlamına geliyordu.

Dil bilimciler tarihsel gramerler ve betimsel grameri birbirinden ayırmış durumdalar. Bu ikisi arasındaki fark nedir?

Tarihsel gramer ; diyelim ki modern İngilizcenin orta İngilizceden nasıl geliştiği,

bunun da erken ve eski İngilizceden nasıl geliştiği, bunun da Germen dilinden nasıl geliştiği ve onun da Proto-Hint-Avrupa denilen kimsenin konuşmadığı ancak senin yeniden kurmak zorunda olduğun bir kaynak sisteminden nasıl geliştiğini inceleme çalışmasıdır. Dillerin zaman içerisinde nasıl geliştiğini yeniden kurma çabasıdır. Evrim çalışmalarını andırır. Betimsel gramer ise bir toplum ya da birey için hâlihazırdaki

Thank You 

sistemi açıklama girişimidir. Yani bu, evrim ve psikoloji arasındaki fark gibi bir şey oluyor.

Peki ya babanızın dönemindeki dil bilimciler; onlar ne yapıyordu?

Onlara alan yöntemleri öğretilmişti. Diyelim ki Cherokee grameri hakkında yazmak istiyorsun, o bölgeye giderdin ve bilgi veren olarak adlandırılan yerlilerden bilgi toplardın.

Dil bilimciler ne tarz sorular sorardı?

Diyelim ki Çin’den antropolojik bir dil bilimcisiniz ve benim dilim üzerine çalışmak  istiyorsunuz. İlk yapmaya çalışacağınız şey ne tarz sesler kullandığımı görmek olacaktır. Daha sonra da bu seslerin nasıl bir arada olduğuna dair sorular sorarsınız. Mesela neden “blick” diyebiliyorken “bnick” diyemiyorum, dolayısıyla seslerin kuruluşu nasıldır? nasıl bir araya getirilebilirler? Eğer kelime yapılarının kuruluşuna bakarsanız fiil üzerinde bir geçmiş zaman kipi mi vardır? Varsa bu fiili takip mi eder, ondan önce mi gelir yoksa başka bir şey midir? Yani buna benzer sorular sora sora devam edersiniz.

Ancak siz bu yaklaşımdan memnun değildiniz? Neden?

Penn’deydim ve lisans tez konum, oldukça iyi bildiğim konuşulan İbranicenin modern grameriydi. Bunu hazırlamaya öğretildiğimiz şekilde başladım. Bir İbranice konuşan bilgi vereni buldum ve sorular sorup veri toplamaya başladım. Ancak bir noktada şöyle hissettim: Bu saçma!  Sorduğum bu soruların cevabını zaten biliyorum.

Daha sonra da dil bilime farklı bir yaklaşım geliştirmeye başladınız. Bu fikirler nasıl ortaya çıktı?

1950lerde, Harvard’ta bir yüksek lisans öğrencisiyken genel algı şuydu: dil; –diğer tüm insan etkinlikleri gibi- hayvanları eğitmek için kullanılan aynı yöntemlerle, pekiştireçlerle, geliştirilmiş bir öğrenilmiş davranışlar bütünüdür. Bu adeta o zamanın dogmasıydı (kesin fikir). Ancak buna inanmayan iki-üç kişi vardır ve bunlara bakmanın başka yollarını düşünmeye başladık.

Özellikle çok temel bir olguya baktık: Her bir dil, kurulacak ve yorumlanacak sonsuz sayıda düzenli ifadelere bir araç sağlıyor, ki bu ifadelerin her biri semantik (anlamsal) yorumlamalar ve sessel bir ifade içeriyor. Bu yüzden üretici yöntem dedikleri, sonsuz cümleler ya da ifadeler üreten ve sonra onları düşünce sistemleri ve duyusal motor sistemleri ile birleştiren bir yetenek, bir şey olmalı. Düzenli ifadeler ve bunların yorumlarının sınırsız üretimini içeren bu merkezi özelliğe odaklanarak başlanmalı. Bu düşünceler kristalleşti ve dile, görme sistemi gibi herhangi bir insan biyolojisi olgusu olarak bakan bio-linguistik yapının bir parçası oldu.

Tüm insanların, “evrensel bir gramer”e sahip olduğu teorisini kurdunuz. Bu nedir?

Bu insanın dil yeteneğinin genetik bileşeninden bahsediyor. Mesela son cümlenizi ele alalım. Rastgele dizilmiş sesler değil. Oldukça belli bir yapısı ve özel bir semantik yorumlaması vardır. Belli bir anlamı var, başka bir şey değil. Belli bir şekilde seslendiriliyor, başka türlü değil. Peki bunu nasıl yapıyorsun? İki ihtimal var. Birincisi, bu bir mucize. İkincisi ise, yapıları ve yorumlamalarını belirleyen içsel bir kurallar sistemine sahipsin. Bunun bir mucize olduğunu sanmıyorum.

“Daha çok dile sahip oldukça daha çok dünyaya ait olursunuz.”

Çeviri: Büşra Ay

*(Chomsky’nin gezi parkı mesajı için tıklayınız.)
Röportajın orijinal hali burada.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir