Güneşi özlemek

      Güneşi özledimsonra seniKeşke gölgesine razı bir fesleğen olaydım.” diyor ya Didem Madak; halimi, özlemimi anlatıyor adeta.
     Bazı günler var uyanmak, başlamak yeniden bir güne sanki yeni bir yükmüş gibi. Hele bir de gözlerin güneşli bir gökyüzüne, gün ışığının sızdığı bir odaya açılmamışsa yiyip bitirmen gereken içi geçmiş bir karpuzdan hallice bir şeye dönüşüyor bekleyen koca gün.   
   Belki de biz bir gölgelik aramayı seviyoruz. Kaçacak olsak da tepemizde duruvermesini seviyoruz güneşin. Tenimizi yakmasına rağmen o kaçışı, küçük bir serinlik arayışının telaşını seviyoruz. Derdimiz sarmak güneşi, doya doya bakmak ona değil. Uzaktaki bir samimi dost gibi ben buradayım hissiyle ısıtması tenimizi, aradığımız bu.
     Hem zaten kim sever bir florasan altındaki soğuk bir ağacı, güneşin yapraklarından süzülüp gövdesini sarışını yaşamak varken?
Güneşli günlere kavuşmak umuduyla!
Güneşsiz kalanlara içleri ısıtmalık bir şarkı gelsin.

ve sevgiye inandılar.

     Bir albüm var, OnnoTunç Şarkıları isminde; Onno Tunç’a saygı albümü olarak hazırlanmış. Sezen‘den Şebnem‘e, Levent‘ten Sertab‘a herkes toplanmış; enfes bir şey hazırlamışlar. 

     2007’de hazırlanmış bu albümden neden şimdi bahsediyorum peki? Albümde bir de Mor ve Ötesi yorumu var, şarkının ismi 1945. Şarkıyı daha önce Sezen de yorumlamış ancak Mor ve Ötesi yorumu daha başka etkiledi beni. İsminden anlaşıldığı üzere şarkı o yıl Hiroşima ve Nagasaki’ye atılan atom bombaları sonucu parçalanan hayatları, yarım kalmış çocuklukları anlatıyor. Bugün denk geldi ve tekrar dinlediğimde şarkının o tarihteki acıların ötesine dokunduğunu hissettim. 
 
Sene bin dokuz yüz kırk beş onlar da hep insandılar,
ve sevgiye inandılar ve saygıya inandılar 
senin gibi… benim gibi…”
       Ölümlerin sayılar ve istatistikler ötesine geçemediği, ölenlerin insanlar olduğu gerçeğini unuttuğumuz şu karanlık dönemde insanlığı yeniden hatırlatır gibi bir şarkı. Her gün üzerine bombalar yağan çocuklar, anneler, babalar; evler, yataklar, oyun parkları, okullar; umutlar, hayaller, geleceklerle dolu. Her gün sayısız çocuk kaybettiği babası, ablası, komşusuyla birlikte kocaman bir parçasını yitiriyor kalbinde, umudunu. Her gün sayısız insan gülümseyerek başladığı günü yapayalnız bitiriyor.
“Gel asırlardan uzan da tut ellerimi sımsıcak.
Yoksa bendeki çocuk da böyle çaresiz kalacak.
Öfke ile beslenen çocuklar yalnızdırlar 
ve ümitleri çiceklerden, acıları tarihlerde.” 

     Çözüm nedir bilmiyorum ama sevgiye inanmaktan zarar gelmez. Tolstoy, “İnsan Neyle Yaşar?”da da cevabı onda buluyordu:

 “İnsanlar sadece kendi hayatları için kaygılandıkları, kendilerini kolladıkları için yaşar sanırdım, oysa onları yaşatan tek şey sevgiymiş.”

Sevgiye, umuda, güzel günlere…
 

Neden mi harika dünya?

            

    Pek çoğunuz What A Wonderful World şarkısını, Louis Armstrong’tan defalarca dinlemiştir ve inanmak da istemiştir dünyanın harikalığına aklında onu dürtüp duran pek çok soruya rağmen. Bunları duymuşçasına bir konuşma yapmış Louis bu videodaki kaydından önce, tüm bu sorular hakkında. Bugün karşılaştım ve sözlerine hayran kaldım.

   “Aranızdan bazı gençler bana şöyle diyor “Hey babalık, ne kastediyorsun “Ne Harika Bir Dünya (What A Wonderful World)” derken? Her yerde süren tüm bu savaşlara ne diyorsun? Onlar da mı harika? Peki ya açlık ve kirlilikten ne haber? Onlar da pek harika sayılmaz.”

Pekala yaşlı babalığı bir dakikalığına dinlemeye ne dersiniz? Bence asıl kötü olan şey dünya değil, bizim ona yaptıklarımız. Ve tüm söylediğim de bak işte ne harika bir dünya olurdu eğer biz ona bir şans verseydik. Sevgi bebeğim, sevgi. Sırrımız bu, evet. Eğer daha çoğumuz birbirini sevseydi, daha çok sorunu halledebilirdik; ve bu dünya da harika bir şey olurdu o zaman. Yaşlı babalığın söylemeye çalıştığı bu işte!”

(Not: Çeviri bana aittir, herhangi bir yanlışlık veya eksiklik varsa affola.)

Konuşmanın orijinal hali: 
“Some of you young folks been saying to me: “Hey Pops, what you mean ‘What a wonderful world’? How about all them wars all over the place? You call them wonderful? And how about hunger and pollution? That ain’t so wonderful either.” 
Well, how about listening to old Pops for a minute? Seems to me, it aint the world that’s so bad but what we’re doin’ to it. And all I’m saying is see what a wonderful world, it would be if only we’d give it a chance. Love baby, love! That’s the secret, yeah. If lots more of us loved each other, we’d solve lots more problems, and then this world would be gasser. That’s what old Pops keeps saying!”