“Bülbülü Öldürmek”ten Neler Öğrenebiliriz?

David G Allan Harper Lee‘nin klasik haline gelmiş romanı “Bülbülü Öldürmek“ten ebeveynlerin alabilecekleri derslere bakıyor. 
Bülbülü Öldürmek romanı, ilham veren; adalet, eşitlik ve vatandaşlık haklarıüzerine hoş bir şekilde yazılmış dersleri nedeniyle Amerikan sınıflarının demirbaşıdır. Ancak çocuğunuz bu klasiği eve getirmeden çok önce sizin başucu kitaplarınız arasına katılmalı çünkü temelinde Bülbülü Öldürmek, mahkeme salonu olaylarından kesitlerle bölünmüş bir ebeveynlik el kitabıdır.

Küçük bir kasabada avukat ve dul olan Atticus Finch, kurgunun muhtemelen en harika babası. Atticus 10 yaşındaki oğlu Jem ve onun küçük kız kardeşi Scout‘a sakin ve yaklaşımcı bir tavırla babalık yapıyor. 1930larda Amerika’nın güneyinde yaşayan bir erkeğe göre oldukça aydın biri. Çocuklarını dövmeye karşı, asla bağırmıyor ve zor sorular karşısında onlara doğru cevaplar veriyor. Onun ebeveyn olma felsefesi ve romanın konusu için en önemlisi de Atticus’un çocuklarında görmek istediği türde davranışları sergiliyor olması.

 

Bu günlerde ebeveyn olmak konusunda pek çok kitap var ve iki çocuk babası olarak çok azının harika, pek çoğunun vasat, hatta bazılarının yalnızca berbat olduğunu bilecek kadar okudum. Bu ebeveynlik rehberleri yazarın kişisel deneyimine ya da en son araştırmaya dayanıyor ama hiçbiri anne-babalık sağduyusu için edebiyata yönelmiyor. Harper Lee’nin klasik öyküsü sürükleyici bir anlatımla yoğrularak beş değerli derse değiniyor, ve bu ikisini de lezzetli ve oldukça eğlenceli hale getiriyor.

 

Ders 1: Değerlerini yaşa

 

Atticus bir kuralla yaşıyor: vicdanının rehberin olmasına izin ver. Bu yüzden davanın sorumluluğunu hikâyenin en temelinden alıyor, beyaz bir kadına tecavüz etmekle suçlanan bir siyahinin savunması. Scout, Atticus’a kasabadaki pek çok insanın suçlanan o adamı savunmanın yanlış olduğunu düşündüklerini söylüyor. Ancak Atticus “düşünceleri için saygı duyulma hakkına sahipler ama başka insanlarla yaşayabilmeden önce kendimle yaşamak zorundayım. Çoğunluğun kuralına uymayan tek şey insanın vicdanıdır.” diyerek açıklıyor. Eğer davayı kabul etmeseydi diyor Atticus “Bir daha asla beni ciddiye almanı/ önemsemeni isteyemezdim senden” diyor Scout’a.

 

Ders 2: Her hikâyenin iki tarafını da dinle

 

Bir avukat için pek de şaşırtıcı olmayan bir şekilde Atticus verilen herhangi bir durumda iki tarafa da bakmaya çalışıyor. Scout okulun ilk günü zaten okuma-yazmayı (Atticus sayesinde) bildiği için sorun yaşayınca, Atticus ona öğretmenin gözünden bakmasını ve bu durumun öğretmenin ders akışını nasıl bozabileceğini görmesini öneriyor.

 

Daha ciddi bir anda, Atticus romanda tecavüze uğradığı söylenen kurbanın babası, Bob Ewel, tarafından tehdit edilince çok azımızın becerebileceği bir şekilde duygusal bir kendini toplama örneği göstererek tepki vermiyor.

 

Atticus daha sonra öfkeli bir halinde Jem’e “Bir dakikalığına kendini Bob Ewell’ın yerine koyarsan görürsün. O duruşmada güvenilirliğinin son parçasını da yok ettim, her şeyden önce hiç var mıydı tartışılır. O adamın da bir şekilde kendince bir karşılığı olmalıydı, onun gibilerin hep olur… O da bunu başka birinden çıkarmalıydı ve bunun o ev dolusu çocuk yerine ben olmasını yeğlerim.”

 

Kızım öğretmenine, kardeşine, bir arkadaşına, eşime ya da bana bazen ya da günün pek çok zamanında kızabiliyor. Onunla diğer kişinin nasıl hissettiği hakkında tartışmak için durduğumuza, Atticus’un bana hep ilham verdiği gibi, birlikte yalnızca sorunu çözmüyor aynı zamanda empati de geliştiriyoruz.

 

Ders 3: Kriz anında sakinliğini koru

 

Belki de Atticus’un ebeveynliğindeki en kıskanılacak (ve gerçekte başarılması en zor) olan şey, ki yetişkin Scout’un da “fırtınalı denizleri sakinleştirecek sonsuz kapasite” olarak tanımladığı nitelik: Atticus’ın tüylerini kabarttıracak bir şey neredeyse yok.

 

Bob Ewell ona küfredip hayatını tehdit ettiğinde ve suratına tükürdüğünde Atticus’ın tepkisi sadece “Bob Ewell keşke tütün çiğnemeseymiş” oluyor. Bir kuduz köpek sokaklarında sallana sallana yürüyor ve Atticus sakin ancak etkili bir şekilde onu öldürüyor (asla atıcılığı konusunda övünmemiş olduğundan çocuklarını şaşırtarak).

 

Romanda defalarca Atticus böylesine zorlu anlarda çocuklarının içini rahatlatıyor “şimdi endişelenme zamanı değil” diyerek. Ancak yine de endişelenecek zaman asla gelecek gibi görünmüyor.

 

Ders 4: Çocuklarına güven

 

Ebeveynliğin en zor hareketlerinden biri de çocuklarına ne zaman doğru cevabı vereceğini ya da onların bunu bulabileceğine inanacağını bilmek. Jem ve Scout bu sularda yüzebilecek yaştalar ve Atticus onların kendi yargılama güçlerini denemeleri için fırsat kolluyor. O aynı zamanda onlara güvenerek doğruyu söylüyor. “Bir çocuk sana bir şey sorduğunda, ona cevap ver tanrı aşkına!” diyor Atticus erkek kardeşine. “Çocuklar çocuktur ama kaçındığın bir şey olduğunu yetişkinlerden daha kolay anlayabilirler.” Scout ona “tecavüz”ün ne demek olduğunu sorduğunda Atticus ona biraz katı ama doğru yasal tanımını veriyor ve o da bundan memnun kalıyor.

 

Ders 5: Cesur olmak için sert olmak zorunda değilsin

 

Atticus bunu en küçük yollarla gösteriyor, mesela ailenin huysuz yaşlı komşusu, Jem ve Scout evinin önünden geçerken laf atmayı huy edinmiş Mrs Dubose. “Sadece başını dik tut ve bir beyefendi ol” diye tavsiye veriyor Atticus Jem’e. “Sana ne söylerse söylesin, senin görevin onun seni sinirlendirmesine izin vermemek.” Beklendiği üzere Atticus, Mrs Dubose’u gülücükler ve iltifatlarla silahsız bırakıp Scout’un “silahlardan nefret eden ve hiçbir savaşa katılmamış babamın şimdiye dek yaşamış en cesur adam olduğunu düşündüğüm zamanlardı böyle anlar” diyerek hayretler içinde kalmasına neden olmuştur.

Bana göre Atticus Finch o kişidir ve her ne kadar kurgusal da olsa Harper Lee onun kendi babası AC Lee’den esinlenildiğini kabul etmiştir. Monroeville, Alabama’da, AC Lee’nin avukatlık yaptığı, eski adliye binası dışında bir levha yazılıdır: 

“Atticus Finch, bir çocuğun kirlenmemiş/bozulmamış sezgisiyle güçlenmiş bir adamın bilgi ve deneyimine sahip avukat-kahraman.”
Ve işte bu niteliklerin kesişme noktasında kahraman baba Atticus Finch’in ebeveynlik felsefesinin o basit, bir o kadar zor, güzelliği: gençliğin masum iyi niyetini tehlikeli yetişkinlik alanına getirmek; dürüst, cesur, dirençli, adil ve yetkili çocuklar yetiştirmek. Zamanı gelince onların da bu değerleri kendi çocuklarına öğretmeli umuduyla.

Çeviri: Büşra Ay
Kaynak: BBC – Culture

   Atticus kollarımdan sıyrılıp yüzüme baktı. 
   «Ne demek istiyorsun?» 
   «Bu bülbülü öldürmek gibi bir şey olur, değil mi?» 
   Atticus yüzünü saçlarıma gömdü. Kalkıp da gölgelere karışmadan önce yeniden dirilmiş görünüyordu.​
Harper Lee – Bülbülü Öldürmek
Oda Kitap, s.238-240

 

İnci Küpenin Ardındaki Gizem

     Johannes Vermeer’i tanımasanız bile onun meşhur “İnci Küpeli Kız”ını mutlaka görmüşsünüzdür. 17. yüzyılda yaşamış Hollandalı bir sanatçı olan Jan’ın günümüze ulaşabilmiş eserlerinin sayısı kırkı geçmese de her biri beğeni kazanmış ve sanat tarihine önemli katkıları olmuş. Vermeer kariyerine mitolojik ve İncil’den esinlenmiş büyük ölçekli çizimlerle başlamış ancak daha sonra günlük hayata yönelmiş. Sanatçının en çok beğeni toplayan yönü ise ışığı resimlerinde yansıtmadaki ustalığı.
     “İnci Küpeli Kız”, Johannes’in ününü aşmış; bir resim olarak beğeni toplamasının yanı sıra resmin arkasındaki hikayenin gizemiyle de ilgi toplamış. Kim bu kız? Vermeer neden onu resmetmek istedi? 17. yüzyıl Avrupasına göre fazlasıyla sade kalan bir elbise ve saçlarını abartılı buklelerle gözler önüne sermesi beklenirken mavi bir türbanla saran bu kız kim? Tüm bu sadeliğinin, aykırılığının yanında kulağındaki büyük inci küpe, bir gösteriş merakından ziyade görüntüsüne bir ışık, nemli dudaklarıyla uyumlu bir parlaklık olması için kullanılmış sıradan bir tamamlayıcı mı?

     Bu sorular, Johannes’ten bir cevap alamamış ve belki de bu yüzden, resmin gizemi yüzyıllar boyu insanları büyülemiş. 2003 yapımı, eserle aynı isimli “İnci Küpeli Kız” filmi bir belgesel niteliğinde olmasa da tablonun uyandırdığı duygularla kurgusal bir cevap olmuş bu sorulara. Filmin hikayesi Tracy Chevalier’in tablodan etkilenerek yazdığı romanına dayanmakta. Meşhur tablonun öznesi ise filmin çekimlerine başlandığı zamanlar 17 yaşında olan Scarlett Johansson tarafından canlandırılmış.
     Vermeer’in sosyal çevresi, ailesi, bulunduğu yer ve yaşadığı döneme sadık kalınarak kurgulanmış filmde İnci Küpeli Kız, babası kör olup iş yapamaz hale gelince bu ailede hizmetçi olarak çalışmak zorunda kalan Griet. Oldukça sakin ve çalışkan bir karaktere sahip olan Griet, dönemine göre aykırı ve cesur davranışlar sergilemekte. Eşinin bile girmeye çekindiği stüdyonun temizlik görevi Griet’e kaldıktan sonra Vermeer, kızın içgüdüsel olarak resimleri, renkleri yorumlayabildiğini farkedip her fırsatta onunla çalışma fırsatı yaratıyor. Griet’in cesur yorumları ve katkılarıyla her geçen gün hayrete düşen Vermeer, onu hizmetçileriyle kötü bir şöhrete sahip olan sadık alıcısına vermek yerine yeni resminde Griet’le çalışmak istiyor.
     Tablonun her bir ayrıntısını temellendiren olaylardan oluşan bu film, tabloyu gördükten sonra hissedilen merak duygusunu yatıştırmakla birlikte küçük bir sosyal çevrede dönemi ele alışıyla da görülmeye değer. Her yönüyle hayatına, ondan beklenilenlere aykırı bir kadın, bir birey olan Griet’i öznesi yapan, ondaki ışığı gören ve çevresindekilerle paylaşamadığı sanatsal sancılarına hizmetçisinden cevaplar alan Vermeer’i bu filmden sonra hep buruk bir gülümsemeyle hatırlayacaksınız.