Bir külaha dondurmadan fazlasını sığdırmak

     Deniz kenarında yenilmiş, farklı görünümlü bir lezzet sunumu olarak kullanılabilecek bu dondurma fotoğrafını ben bugün öyle kullanmayacağım. Onun yerine bu küçük dondurmaya sığdırılmış küçük bir anıyı paylaşacağım. 
     Bu dondurmayı İngiltere’nin Las Vegas’ı sayılabilecek kadar ışıklar, tabela ve yapılarla dolu bir şehirde, Blackpool’da, “Traditional Ice Cream” yazan bir seyyar satıcıdan aldım. Satış yaparken konuşan, espriler yapan satıcı şehir fazlasıyla turist dolu olduğu için herkese nereli olduğunu soruyordu. Bana geldiğinde turist misin, öğrenci misin dedi. Öğrenci olduğumu öğrenince “ama başka yerden geliyorsun, nerelisin” diye sordu. Türkiye’den geldiğimi söyleyince bana beceremediği Türkçesiyle bir şey söyledi. Anlayamadım ancak bu yaz Türkiye’ye gideceğim, oludiniz dedi ve o zaman “Ölüdeniz” olduğunu anladım. Birkaç kez gittiğini ve Türkiye içerisindeki başka yerlere de seyahat etme fırsatı bulduğunu söyledi. Doğasının ve sıcaklığının ne kadar güzel olduğu üzerine yorum yaptı.
     Dondurmamı hazırlamaya başladığında önündeki kutulara bakıp Türkiye’deki dondurmaların daha güzel olduğunu itiraf etti ve bana hangisini tercih ettiğimi sordu. Türkiye’dekilerin bence gerçek dondurma olduğunu söyledim, gülümseyip kabullenir gibi farklarını anlatamam ama Türkiye’deki kesinlikle denenmeli dedi. Türkiye’yi fazlasıyla sevdiğini belli eden amca bir de geldiğim şehri sordu, sadece başkent dedim. “Ankara” diyerek cevapladı şaşırtıcı bir şekilde ve yüzü düşerek orada çok kötü şeyler yaşandı, bunu yapmalarına izin vermememiz lazım dedi garip bir suçluluk ve destekleme isteğiyle.
     Bu anı nereye varacak derseniz net bir sonucu yok ama benim için ilginç yanları var. Birincisi şu ki buradaki dondurmacı amca başka ülkelerdeki dondurmaları tadabilme, onlardan zevk alıp kendine zaman ayırmanın tadını çıkarma şansına sahip. Bu sırada ülkemdeki herhangi bir Maraşlı dondurmacı amcam ise kendi ülkesindeki başka bir şehir olan memleketine bir ziyarete ya da düğüne gitmek için düşünüp kenara para atma derdinde. Bir diğer ilginç yanı da şimdiye kadar Türkiye’ye gelmiş, zaman geçirmiş kimi gördüysem Türkiye’ye garip bir yaklaşımları var. Sanki yıllarca kafalarında kurdukları ülkeyi deneyimleyince değişen o resmi, o güzelliği korumak, desteklemek ister gibi. Garip bir suçluluk ve sahiplenme hissi içeriyor tavırları. Son olarak dondurmaya gelecek olursak da tabi ki bir maraş değil ama İrlanda Denizi’ne karşı yendiğinde gayet hoş gidiyor.

Tanrının Harfleri

”     Tanrının harfleri olmasaydı, hiçbir kadın hiçbir erkeğe, hiçbir erkek hiçbir kadına bir tek sevgi sözü söyleyemezdi. Deniz köpüklenmezdi. Çiçeklere rayiha yürümezdi. Serçeler güneşten önce doğmazdı. Ağaçlar şarkı söylemezdi. Dünyanın bütün dillerinden yapılmış bir dil, kirpiklerin hevesini parmakta mucizeye çevirmezdi. Beden arzu etmezdi. Hayvanların gözlerinden merhamet duygusunu öğrenemezdi insan. Keder olmazdı. Zaman, doğumla ölüm arasında cümle kuramazdı. Evlerin pencereleri dışarı açılmazdı. İnsanlar birbirlerine gözyaşı boncuklarından armağanlar sunmazdı. Dünyamıza akşamlar gelmezdi. Uykular bizi her sabah yeniden doğurmazdı. İnsan, ayrılığa şiirler söyleyemezdi. Hazla hüzün arasında salkım çiçekler açmazdı dünya.
     Tanrının harfleri olmasaydı, insanın ilk çığlığı dünyayı tutmazdı. Aldığı soluk öldürürdü herkesi. Sonsuzluk olmazdı. Ölümü gördükten sonra kimse kimseyi sevemezdi. Üzümün güneşinden şarap kandilleri yapamazdı insan. Hayal olmazdı. Hatıra olmazdı. Yeryüzü beşiğinde gökyüzü uyumazdı.

     Doğanın kalemiyle doğanın kağıdına şiirler yazamazdı insan.

2012-2013

Şükrü ERBAŞ
Tanrının harflerini düşünürken bir huzurlu melodi eşlik etsin size. Bu yazıya ekleyebileceğim tek şey bu: