6.
Evet, işte :
Yaşadıklarımız
öldürdüklerimizdir.

Başka türlü nasıl olsundu ki : bir belirli yaşam
anında gerçekleştirilen, yaşar kılınan bir şey,
o anın geçip gidişiyle, yokolmak üzere varedilmiş
olmaz mı?

Bir belirli anda yaşanan,
o anın geçiciliği yoluyla,
ölüme teslim edilir.

Her yaşanan geçicidir;
her yaşayan, ölümlü…

Ölüm de, öyleyse, yaşayanın geçiciliğidir.
– Ama, demek ki, ancak yaşamış olan ölebilir :
Öyleyse, ölen, yaşamış olandır – yaşayan da,
ölecek olan; yani, yaşayan – – öyleyse, işte,
ölüm, yaşamdır.

Yaşam ne denli ölümse,
ölüm de o denli yaşamdır.

Ölen, çünkü, ancak yaşamışsa ölebilir –
ancak yaşamış olan ölebilir; ve tersi –
ancak ölmüş olan yaşayabilir…

Öyleyse,
öldüklerimiz de, hep yaşadıklarımızdır
– nasıl, yaşadıklarımız, hep,
öldürdüklerimizse…

Neyi ki yaşarız, onu ölürüz
– öldüğümüz de, hep, yaşadığımızdır.

Oruç Aruoba (” ÖLÜM (de) ” / de ki işte)

Ah dedirten Şiirler

   Bir gece can sıkıntısıyla giderse eliniz kitaplığınıza ve bunu görürseniz mutlaka çekip alın onu oradan. Sıkıntınız geçer mi daha mı hüzünlenirsiniz bilemem ama edebi olarak tatmin olacaksınız o sayfalar arasında.

  Çiçekli şiirler yazmak isteyen güzel kadın, Didem Madak. Erken veda etmiş belki buralara ama harika dizeler bırakmış bizlere gitmeden.

Mesela, “Ah’lar Ağacı“nda diyor ki,

Yapıştırsam da parçalarını hayatımın
Su sızdırıyor çatlaklarından.” 

Parçala hayatı, paramparça yap ve kalk tüm gücünle birleştirmeye çalış o parçaları. Aynı olmuyor ki. Yine gülüyorsun, seviyorsun belki ama hep eksik oluyor, eskisi gibi olamıyor. Gülüşlerin buruk oluyor acılarının, yaralarının sızılarıyla.


İlerledikçe ancak böyle bir kadının eseri olabilecek dizeleri geliyor,

Mutfağa gidip domates çorbası pişirdim.
Çoktandır öksüz olan mutfakta
Buğulandı ve ağladı camlar,
Gözyaşlarını kuruladım perdelerin ucuyla.

Her gün girdiğimiz mutfakları ağlatıyor, gözyaşlarını da bir mendil yerine perdeleri kuruluyor bir başına kalmış mutfağın. Bu dizelerden sonra kimin hayatında domates çorbası sıradan kalabilir ki?

Kitap bitmeden “Paragraf Başı” diye bir şiir başlıyor son sayfalarda. Her dizesi bambaşka bir tat veriyor bu şiirin.
Yalnız bırakma beni bu paragrafın başındadiyor Didem. Hayata, gözyaşlarına yalnız direnirken bir paragraf başında güçsüz, kimsesiz hissediyor bazen insan.
Dizelerde şarka yolculuk ediyoruz ve kadınlarını şöyle anlatıyor:

Sürmeleri ne karaydı kadınların
Herkesi bir yere sürer ya dünya
Gözlerine sürülmüştü orada kadınlar.

Şu kareyi hatırlatıp sızlatıyor içimi kadın.

Minik bir merhaba

Merhaba!
Nedendir bilinmez böyle bir şeye başlamak istedim bu yaşta.
Belki de onca okumadan sonra yazma isteği verdi kelimeler bana.
Neyse tatlı bir pazar günü için tatlı bir huzur önereyim size: