Winter Nostalgia

           Artık tarihi eser niteliğindeki, modern zamanların dokunmatiklere sıçrayışından önce mihenk taşı sayılabilecek, 18 yıllık 5110 kutusundan yaşamımın özeti çıktı adeta. Sarı bir telefon rehberi çıktı; pek çoğu muhtemelen kapanmış telefon numaralarıyla dolu. Sonlara birkaç cep telefonu yazılmış farklı bir yazıyla, farklı renkli bir kalemle baştan savma ve sonra bir daha kullanılmamış. Kimse telefon defterleri kullanmıyor artık ya da telefon rehberlerine öyle sabit ev telefonları da kaydedilmiyor. Ne okuduğum ilkokul aynı kaldı ne de Öğretmen Liseleri var şu günlerde. Pek fotoğraf bastırdığımız da yok ekranlarda görmek yetince o kareleri. Ama işte o ekrandaki kareler bir tıkla çıkıverirken hayatımızdan filmlerden bastırılmış bu fotoğraflar yıllardır peşimde.

Hani şu “nostalgia” kelimesi var ya bi tek o anlatabilir şu an hislerimi. Kökü Yunanca bu kelimenin ve bir etimoloji kaynağına göre “nostos” (eve dönüş), “algos” (acı, ıstırap) kelimelerinden oluşuyor..

Kelime bir sözlükte hissettirdiği bütün duygularla şöyle tanımlanmış: “düşüncede ya da gerçekte birinin yaşamındaki geçmiş bir zamana, evine, yurduna, ailesine ya da arkadaşlarına dönmek için duyduğu üzgün ve özlem dolu istek/ geçmişteki bir yerin ya da zamanın hissettirdiği mutluluğa duyulan hasret”. 2

Gece midir bu nostaljiyi getiren yoksa gerçek mutluluklarımız geçmişte mi kaldı bilemiyorum.

Vashti Bunyan kış hislerini bir şarkıda topluyor hepimizin yerine, bize de nostaljiye sarılmak kalıyor.

Winter is blue
Living is gone
Some are just sleeping
In spring they’ll go on.