Ankara Kışı ve DT Akşamları

Ankara’da yaşamanın en güzel yanlarından biri her sezonda dolup taşan sahneleri ve harika oyunlarıyla Devlet Tiyatrosudur. Bilen bilir, sonbaharda başlar o heyecanlı takvim işaretlemeleri ve bilet peşinde geçer kış günleri sabah 10.10’da hangi sahnedeki oyunu yakalarım heyecanıyla. Bu sezon nihayet keşfedebildiğim oyunlardan biriyse Dostoyevski’nin ölümsüzlerinden, sezonu açtığından beri kapalı gişe oynayan Suç ve Ceza oldu.

      Oyun bu sezon Cüneyt Gökçer Sahnesinde oynanıyor. Biletler bildiğiniz gibi öğrenci 9 TL, tam ise 15 TL. Sahneye ulaşım oldukça kolay hemen Koru metrosu çıkışında olması sebebiyle. 2 saat 35 dakikalık oyunu akşam 20.00 seansında izliyorsanız son metroyu kaçırmadan eve dönebilirsiniz.

Gelelim oyuna. Bir dünya klasiğini böylesi güzel bir çeviri ve oyunlaştırılmış haliyle izlemek büyük bir keyif. Oyun boyunca Raskolnikov ile sürükleyici bir psikolojik yolculuğa çıkarken kostümler, dekorlar ve oyunculuklarla Rus gerçekçiliğine yakından tanık oluyorsunuz. Soğuk bir Ankara akşamında hiç de yabancı gelmiyor size Raskolnikov’un tir tir titremeleri.

Oyunun büyüsünü kaçırmamak için daha fazla ayrıntı vermek istemiyorum ancak izlemek istiyorsanız acele etmede fayda var. Bu sezon için son bir aylık gösterim görünüyor. Ayrıntılar ve bilet için ise Devlet Tiyatroları sitesini takip edebilirsiniz: http://www.devtiyatro.gov.tr/programlar-sehirler-ankara-detay-bolum_takvim-suc-ve-ceza1.html

Winter Nostalgia

           Artık tarihi eser niteliğindeki, modern zamanların dokunmatiklere sıçrayışından önce mihenk taşı sayılabilecek, 18 yıllık 5110 kutusundan yaşamımın özeti çıktı adeta. Sarı bir telefon rehberi çıktı; pek çoğu muhtemelen kapanmış telefon numaralarıyla dolu. Sonlara birkaç cep telefonu yazılmış farklı bir yazıyla, farklı renkli bir kalemle baştan savma ve sonra bir daha kullanılmamış. Kimse telefon defterleri kullanmıyor artık ya da telefon rehberlerine öyle sabit ev telefonları da kaydedilmiyor. Ne okuduğum ilkokul aynı kaldı ne de Öğretmen Liseleri var şu günlerde. Pek fotoğraf bastırdığımız da yok ekranlarda görmek yetince o kareleri. Ama işte o ekrandaki kareler bir tıkla çıkıverirken hayatımızdan filmlerden bastırılmış bu fotoğraflar yıllardır peşimde.

Hani şu “nostalgia” kelimesi var ya bi tek o anlatabilir şu an hislerimi. Kökü Yunanca bu kelimenin ve bir etimoloji kaynağına göre “nostos” (eve dönüş), “algos” (acı, ıstırap) kelimelerinden oluşuyor..

Kelime bir sözlükte hissettirdiği bütün duygularla şöyle tanımlanmış: “düşüncede ya da gerçekte birinin yaşamındaki geçmiş bir zamana, evine, yurduna, ailesine ya da arkadaşlarına dönmek için duyduğu üzgün ve özlem dolu istek/ geçmişteki bir yerin ya da zamanın hissettirdiği mutluluğa duyulan hasret”. 2

Gece midir bu nostaljiyi getiren yoksa gerçek mutluluklarımız geçmişte mi kaldı bilemiyorum.

Vashti Bunyan kış hislerini bir şarkıda topluyor hepimizin yerine, bize de nostaljiye sarılmak kalıyor.

Winter is blue
Living is gone
Some are just sleeping
In spring they’ll go on.