2.354 views

Dizelerin Hislerini Renklerde Yaşatmak, “The Lady of Shalott”

Hikayesi olan tabloları çok seviyorum. John William Waterhouse eseri olan bu resmi gördüğümde kadının yüzündeki çaresizlik anında beni kendine çekti. Tablonun adı ise daha farklı bir boyuta götürdü, “The Lady of Shalott”. Aklıma gelen ilk şey üniversite yıllarında İngiliz edebiyatı derslerinde okuduğumuz aynı isimli o meşhur şiir oldu. Bir küçük google araması aslında zaten Waterhouse’ın da amacının bu olduğunu, esin kaynağının o şiir olduğunu gösterdi bana.

Öncelikle şiirden konusu ve şairi hakkında bahsederek başlarsak belki de Waterhouse’a esin kaynağı olan neymiş ve resminde nasıl işlemiş daha rahat anlayabiliriz. Alfred, Lord Tennyson; 19. yüzyıl Viktorya döneminin öncülerinden olan bir İngiliz şair. “The Lady of Shalott”, Alfred Lord Tennyson’ın 4 kısımdan oluşan şiiri. Şiirin iki farklı dönemde yazılmış versiyonları var; birincisi 1832, ikincisi de 1842. Bu iki versiyonu arasında aynı kalan dizeler olduğu kadar bambaşka hale gelmiş dizeleri de mevcut. Tennyson aslında bitirdiği ve harika görünen eserini alıp üzerine yeniden çalışarak bir şahesere dönüştürmüş denebilir. (Merak edenler için ayrıntılı karşılaşması: 1.)

Şiirde tam bir Viktoryan klasiği olabilecek tarzda kavuşulamamış bir aşk uğruna heba olan bir kadının hikayesi var. Monoton bir hayata hapsedilmiş Lady of Shalott, lanet getireceğini bilse de tek bir bakışta aynasından görüp hayran olduğu Sir Lancelot’a, Camelot’a gitmek için beyazlar içinde kuleyi bırakıp botuna biner. Şiirin sonu iki versiyonda oldukça farklı, okuyup ayrıca tadını çıkarmalı düşünüyorum.

John William Waterhouse ise 19 ve 20. yüzyıllarda yaşamış İngiliz ressam. Kendisi The Lady of Shalott’ı 3 farklı dönemde; 1888, 1894, 1915, resmetmiş ancak en meşhuru 1888 yılındaki yukarıda eklemiş olduğum hali. Şiirdeki dönüm noktası olan o anı yakalayan bu versiyonu, hüznü ve ölümün kıyısında olmayı renkleriyle olduğu kadar karakterin yüzündeki ifadeyle de çok güçlü bir şekilde yaşamış. Dizeler boyu yaşanan duygu yoğunluğunu tablosunda özetlemiş.

Sonuç olarak Tennyson’ın Artur efsanelerinden esinlenerek ortaya çıkardığı şiiri ve üzerine tekrar çalışıp yazdığı versiyonu bir başka sanat eserinin doğuşuna sebep olarak Waterhouse’a 3 kez Shalott Leydisi çizdirmiş. Biz de 2 yüzyıl sonrasında hala okuyup dizelerin ya da renklerin yaşattığı duygularla bu iki sanatçıyı anmaya devam ediyoruz.

  1. http://www.cs.utsa.edu/~wagner/shalott/poem3.html

Ankara Kışı ve DT Akşamları

Ankara’da yaşamanın en güzel yanlarından biri her sezonda dolup taşan sahneleri ve harika oyunlarıyla Devlet Tiyatrosudur. Bilen bilir, sonbaharda başlar o heyecanlı takvim işaretlemeleri ve bilet peşinde geçer kış günleri sabah 10.10’da hangi sahnedeki oyunu yakalarım heyecanıyla. Bu sezon nihayet keşfedebildiğim oyunlardan biriyse Dostoyevski’nin ölümsüzlerinden, sezonu açtığından beri kapalı gişe oynayan Suç ve Ceza oldu.

      Oyun bu sezon Cüneyt Gökçer Sahnesinde oynanıyor. Biletler bildiğiniz gibi öğrenci 9 TL, tam ise 15 TL. Sahneye ulaşım oldukça kolay hemen Koru metrosu çıkışında olması sebebiyle. 2 saat 35 dakikalık oyunu akşam 20.00 seansında izliyorsanız son metroyu kaçırmadan eve dönebilirsiniz.

Gelelim oyuna. Bir dünya klasiğini böylesi güzel bir çeviri ve oyunlaştırılmış haliyle izlemek büyük bir keyif. Oyun boyunca Raskolnikov ile sürükleyici bir psikolojik yolculuğa çıkarken kostümler, dekorlar ve oyunculuklarla Rus gerçekçiliğine yakından tanık oluyorsunuz. Soğuk bir Ankara akşamında hiç de yabancı gelmiyor size Raskolnikov’un tir tir titremeleri.

Oyunun büyüsünü kaçırmamak için daha fazla ayrıntı vermek istemiyorum ancak izlemek istiyorsanız acele etmede fayda var. Bu sezon için son bir aylık gösterim görünüyor. Ayrıntılar ve bilet için ise Devlet Tiyatroları sitesini takip edebilirsiniz: http://www.devtiyatro.gov.tr/programlar-sehirler-ankara-detay-bolum_takvim-suc-ve-ceza1.html